• Cihat-Demirbag-social-media-icons-3-05
  • Cihat-Demirbag-social-media-icons-3-01
  • Cihat-Demirbag-social-media-icons-3-02
  • Cihat-Demirbag-social-media-icons-3-03
  • Cihat-Demirbag-social-media-icons-3-04
  • Cihat-Demirbag-social-media-icons-3-06
  • Cihat-Demirbag-social-media-icons-3-10

+90 (216) 888 14 78

Volkan Konak'ın Vasiyeti

Bir Vasiyetin Ardından: Volkan Konak, Medya, İnanç ve Bilinç

Merhum Volkan Konak'ı iyi tanımıyorum, ama kulağımızda şarkıları var. Öldüğünü duyunca, geçen yıl 50 bu yıl 63 öğrenciye düzenli burs verdiğini, "hedefim 100 öğrenci" dediğini duyunca aferin dedim, sahnedeki son sözlerini paylaşarak “mekanı cennet olsun” diye bir yorum yaptım. Daha sonra onu vasiyeti ile ilgili birçok paylaşımlar gördüm.

Kimin cennete gideceğine kim karar veriyor? Bir sanatçının şiirsel sözleri nasıl dine karşı “delil” yapılır? Volkan Konak’ın ardından toplum mühendisliği, İslam anlayışı ve bilincin hakikatle ilişkisi üzerine sorgulama gereği duydum. Bu nedenle genel olarak bu konuya dair yazımı sizlerle paylaşıyorum.

Bir kişinin, diğerinin Yaratıcısı olmadığı halde ona rahmet okunup okunmayacağına karar verebilmesi İslami bir durum değildir. Öncelikle bu mevzuya yol açan medya kirliliğinden arınmak bu ülkede çok zor. Hele ki dindar kesim sürekli belirli siyasi mecraları takip edip diğer mecraları yok sayınca, insanlar tam anlamıyla bir toplum mühendisliğine maruz kalıyorlar.

Rahatça birbirlerini tekfir ederek dini bakımdan Allah’ın sorması gereken soruları bu insanlarca soruldukça dinlere, dinler mezheplere, mezhepler tarikatlara, tarikatlar cemaatlere bölündükçe bölünüyorlar. Dini tayfaya takılmayanlar için ise başka yöntemlerle aynı mühendislik yapılıyor: partiler, partiler içi farklı siyasi fraksiyonlar, futbol takımları vb. yollarla insanlar bölündükçe bölünüyor.

Milyonlarca kişinin bayram ziyaretlerini bile iptal edip İstanbul’da kaldığı, büyük protestoların siyaset ekseninden çıkıp gençlerin isyanına dönüştüğü bir siyasal iklimdeyiz.

Bu ortamda Volkan Konak’ın "yakılma vasiyeti" meselesini ortaya atanlar da yine İslamcı manipülatörlerin sözcülüğünü yapan dinci basındır.

Buradan tıklama ve menfaat elde etmek için ve odağı başka yönlere dağıtmak için yalanı hileyi mübah gören o basının da dindar insanlarda ne yazık ki olumlu bir karşılığı var.

Bu nedenle sorgulamayıp araştırmayıp bu manipülasyona maruz kalanlar bu basının ve o basının arkasındaki gücün tam olarak istediğini yapmış oluyor.

Volkan Konak son konuşmalarında gençlerin dik duruşunu destekleyen konuşmayı yapmasaydı, bu durumdan paye çıkarılması için bu kez de tüm camilerde selası okutulurdu herhalde…

Vasiyet Ne Diyor?

Volkan Konak, 2020 yılında bir konser sırasında yaptığı açıklamada, öldükten sonra bedeninin yakılmasını ve küllerinin Karadeniz üzerine savrulmasını dile getirmiştir.

Nazım Hikmet’e atıfla yaptığı bu betimleme, aslında sanatçının doğaya ve memleketine olan bağlılığını yansıtan şiirsel bir ifadedir. Ancak bugün bu söz, manipülasyon amacıyla kasten çarpıtılmakta ve kötüye yorulmaktadır.

“...beni yaktırırsın,
odanda ocağın
üstüne korsun
içinde bir kavanozun...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin…”
– Nazım Hikmet

Volkan Konak’ın yakılmayı vasiyet ettiği yönündeki iddia ise, bu şiirden ve kendi söylediği bir başka eserindeki Trabzon sevgisinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu sözler gerçek bir vasiyet değil, sanatsal bir anlatım biçimidir.

Gerçekte Volkan Konak, kendi köyünde Maçka'da babasının yanına gömülmeyi vasiyet etmiştir. Yakılmayı değil. Bunu iddia etmek kul hakkıdır. Ama siyasal İslamcıların dini, İslamiyet’ten farklı bir inanç sistemi olduğu için kul hakkı onlar için etkisiz bir tanımdan ibarettir.

Velev ki Yakılmak İsteseydi?

Kur’an’da açık bir yasak olmamakla birlikte, yakılarak gömülmek geleneksel İslam anlayışı içinde hoş karşılanmaz. Ancak bu durum bile kişiye rahmet dileyip dilememek konusunda hüküm verilemezliği ortadan kaldırmaz.

Şafi ve Maliki mezheplerinde imanla ölmek kaydıyla (bunu artık kim bilecekse?) rahmet okunur, fakat böyle bir isteği günahkârane bir vasiyet sayarak eleştirirler.

Hanbeliler ise, kişi imanla ölmüşse dua edilebilir; ama "kendi bedenini yakılmak üzere vasiyet eden biri gerçekten Müslüman mıydı?" sorusu tartışılır hale geleceği için rahmet okunup okunmaması konusunda tereddüt doğar, derler.

Alimlerin "yakılma vasiyeti haramdır" hükmüne ulaşması, Kur’an’daki doğrudan lafzî bir yasaktan değil; ahlaki ve örfi ilkelerle örülü fıkıh metodundan kaynaklanır. İmam Gazali, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn'de ölümden sonraki haklara dair "Müslüman bir ölüye yapılacak en büyük iyilik, onu Allah’ın razı olacağı şekilde defnetmektir" demişse de Allah'ın razı olacağı bir defin türü hakkında özellikli bir bilgi yoktur, yorumlar vardır.

“Kül toprağa karışmaz” diyenlere şu sorulabilir: Allah, kül olmuş bedeni yeniden yaratamayacak mıdır?

Bizi Biz Yapan Nedir, Beden Mi Bilinç Mi?

Peki bizi bir yapan bu et, kemik ve deriler midir, yoksa bilincimiz midir? Birine beyin nakli yapılması başarılı olsa ve bilinci başka bir bedende yerine gelse, o kişi yeni bedeninde hırsızlık suçu işlediğinde İslam'a göre hangi bedenin eli kesilmelidir?

İşin özü bilinçtir. Bilinç, bedenden bağımsız bir enerji akımıdır. Enerji yok olmaz; biçim değiştirir. Rüya gören beden değil, bilinçtir. Bu nedenle ölüm anında uyanırız. Ölüm fiziksel değil, bilinçsel bir tecrübedir.

Bugünün insanı olarak Allah’ı, Kur’an’ı ve varlığı çok daha felsefi ve derinlikli bir şekilde anlama imkânımız vardır.

Oysa samimi dindarlar bu konuda kişinin akıbeti hakkında hüküm vermezler. "Buna rahmet okunur, şuna okunmaz" gibi bir kısıtlamaya gitmekten sakınırlar.

İslam dünyasında çok acı bir olay var, hatırlayalım. Hallâc-ı Mansûr olayı...
Önce kamçılandı (yaklaşık 500 kırbaç), yetmedi,
Sonra elleri ve ayakları kesildi, yetmedi,
Sonra başı kesilerek idam edildi, yetmedi,
En sonunda cesedinden bile eser kalmasın diyerek cesedi yakıldı, yetmedi,
Bunu da bir yerde kalıp değer atfetmesin, mezarlaşmasın, türbeleşmesin diye külleri Dicle’ye savruldu.

Bu durum, İslam tarihinde "zahirî ilim" ile "batınî ilim" arasındaki gerilimin simgesi haline gelmiştir ve hâlâ bu gerilim yüzyıllardır eksilemeden devam etmektedir. İşte bu yüzden merhum Volkan Konak'ın ölümüyle birlikte bir hadsiz müftü sosyal medyadan "sahnede geberdi" ifadesini kullanabilmiştir.

İslamcı toplum mühendisliği yapan gazeteler ise onun yakılma vasiyetini uydurmuşlar, gündemi protestolardan uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu ilk değildir, son da olmayacaktırHalbuki her şey cayır cayır devam ediyor… Görüyoruz, biliyoruz ama basında yer almıyor.

Türkiye'de Yakılma Talebi Hukuken Mümkün mü?

Türkiye’de hukuken böyle bir talep mümkün olabilir. Ancak teknik olarak uygulanabilir değildir. Bu konuda değerli meslektaşımın Av. Dr. M. Lamih Çelik 'in detaylı analizini tavsiye ederim:

Bencil olmayıp, hayır hasenatıyla bilinen adam Volkan Konak… Mekânın cennet olsun…

Av. Cihat DEMİRBAĞ